Disarda bir sürü insan var aci ceken. Umursamiyoruz,
bilmiyoruz, görmüyoruz. Karsimiza ciktiklarinda gözlerimizi kapatiyoruz, kendi
dünyamiza geri dönüyoruz. En kötüsü bizimki, en agir, en dayanilmaz aciyi bize
vermis tanri. Onlarinki de ne ki? Yürüyoruz uzun uzun. Etrafimiza bir sürü insan.
Bir sürü. Saymayi hic denedik mi? Dünyanin kendi etrafimizda dönmediginin
farkinda miyiz? Tabii ki de öyleyiz, tabii ki biliyoruz. Ne kadar önemsiyoruz?
Acilarin büyügü-kücügü olur muymus ki? Digerlerinin de
nefesi kesiliyor, belki onlarin da beyni uyusuyor, gözleri doluyor, gözyaslari
akmasin diye ugrasirken burunlarinda bir basinc olusuyor, canlari aciyor. Belki
hepimiz ayni sekilde aci cekiyoruz, kim bilir? Bu durumda gereksiz degil mi
acilarimizi kiyaslamak?
Hayir, tabii ki gereksiz degil.
En büyük bizim
acimiz. En cok biz agliyoruz. En gücsüz biziz, dayanamiyoruz. Yapamiyoruz,
acimizi saklayamiyoruz. Onlar basariyor ama bunu. Yüzleri gülüyor, acilarindan
bahsetmiyorlar. Neden bahsetsinler ki? Ne gerek var? Bizim derdimiz bize
yetiyorken, neden gelip kendi acilarindan bahsetsinler bize, degil mi? Ama onlar
dinlemek zorunda, onlar bizi her zaman dinlemek zorunda. Cünkü bazi insanlar bu
dünyaya digerlerini dinlemek icin gönderilir. Onlar dinlesin ki, bizim acimiz
hafiflesin. Onlar dinlesin ki, biz rahatlayalim.
Onlar…
Onlari kim
dinleyecek?