Callisto
3 Temmuz 2014 Perşembe
19 Kasım 2013 Salı
Solucanlar.
Belirli bir yerde takilip kaliyorsun ister istemez. Ne bir adim ileri, ne de geri atabiliyorsun. "Onlari coktan astim" dedigin seyleri aslinda asamadigini fark ettigin an, ne bileyim, tedirginlikle birlikte sacma sapan bir mutluluk duyuyorsun. Gereksiz bir mutluluk aslinda ama hatirlamak istemedigini dusundugun seyleri aslinda unutmak istememis olmani anladiginda elin kolun bagli kaliyorsun oyle. Sonra o mutlulugun uzerini tedirginlik bulutlari kapliyor. Nasil davranman, ne demen gerektigini oturup saatlerce dusunmeye basliyorsun. Dusunuyorsun ama hicbir sekilde herhangi bir sonuca varamiyorsun cunku icinden geldigi gibi davranmanin sana hicbir sey kazandirmayacaginin yaninda, kaybetmene de yol acacagini icten ice biliyorsun aslinda. Rol yapmani gerektiren her dakika, tum ic organlarini solucanlar kemiriyormus gibi hissediyorsun. Durust olmak onemli sey fakat her zaman durust olunmamasi gerekiyor. Gerekiyormus daha dogrusu.
"Aklini kullan, aklini" cumlesiyle her gecen gun daha fazla karsilasiyorsun ve bir gun bir bakmissin, ayni cumleyi kendi kendine soylemissin. Hayatinin belki de en sacma, en buyuk hatalarini duygularinla hareket ettigin icin yapmis olabilirsin ama seni, hayatini yonlendiren seyin duygular olmasi gerektigine inaniyorsun hala. Bunu hayata gecirmekte her ne kadar zorlansan da.
"Aklini kullan, aklini" cumlesiyle her gecen gun daha fazla karsilasiyorsun ve bir gun bir bakmissin, ayni cumleyi kendi kendine soylemissin. Hayatinin belki de en sacma, en buyuk hatalarini duygularinla hareket ettigin icin yapmis olabilirsin ama seni, hayatini yonlendiren seyin duygular olmasi gerektigine inaniyorsun hala. Bunu hayata gecirmekte her ne kadar zorlansan da.
6 Temmuz 2012 Cuma
Onlar.
Disarda bir sürü insan var aci ceken. Umursamiyoruz,
bilmiyoruz, görmüyoruz. Karsimiza ciktiklarinda gözlerimizi kapatiyoruz, kendi
dünyamiza geri dönüyoruz. En kötüsü bizimki, en agir, en dayanilmaz aciyi bize
vermis tanri. Onlarinki de ne ki? Yürüyoruz uzun uzun. Etrafimiza bir sürü insan.
Bir sürü. Saymayi hic denedik mi? Dünyanin kendi etrafimizda dönmediginin
farkinda miyiz? Tabii ki de öyleyiz, tabii ki biliyoruz. Ne kadar önemsiyoruz?
Acilarin büyügü-kücügü olur muymus ki? Digerlerinin de
nefesi kesiliyor, belki onlarin da beyni uyusuyor, gözleri doluyor, gözyaslari
akmasin diye ugrasirken burunlarinda bir basinc olusuyor, canlari aciyor. Belki
hepimiz ayni sekilde aci cekiyoruz, kim bilir? Bu durumda gereksiz degil mi
acilarimizi kiyaslamak?
Hayir, tabii ki gereksiz degil.
En büyük bizim
acimiz. En cok biz agliyoruz. En gücsüz biziz, dayanamiyoruz. Yapamiyoruz,
acimizi saklayamiyoruz. Onlar basariyor ama bunu. Yüzleri gülüyor, acilarindan
bahsetmiyorlar. Neden bahsetsinler ki? Ne gerek var? Bizim derdimiz bize
yetiyorken, neden gelip kendi acilarindan bahsetsinler bize, degil mi? Ama onlar
dinlemek zorunda, onlar bizi her zaman dinlemek zorunda. Cünkü bazi insanlar bu
dünyaya digerlerini dinlemek icin gönderilir. Onlar dinlesin ki, bizim acimiz
hafiflesin. Onlar dinlesin ki, biz rahatlayalim.
Onlar…
Onlari kim
dinleyecek?
2 Haziran 2012 Cumartesi
Huzur.
Günes isiginin
vurdugu her yer teker teker karariyor. Gercek mi bu yoksa
sadece bir rüya mi? Bana göre mi, sana, ona mi?
Soru isaretleri. Hayatimin her gecen saniyesi beynimi
kemiren o soru isaretleri. Onlarin icinde bogulmak, bilir misiniz
nedir? Cirpindikca daha fazla batmak, battikca daha fazla cirpinmak. Aptalca belki,
ama tek care.
Belki de en dibe
batmaktir yillardir arayip da bulamadigimiz o huzur. Huzur. Neydi ki o? Hayal
meyal hatirliyorum. Cocukluk. Masumiyet. Bilmemezlik, duymamazlik, görmemezlik.
Saklanmak. Hayatinin en kötü günlerini onlardan saklanarak gecirmek.
Bu muydu huzur?
Neden olmasin?
Huzur. Bazen bir
anida, bazen bir sarkinin tek bir kelimesinde, bazen ise ölümsüzlestirdigimiz
bir karede hissettigimiz o acayip sey.
Onu bulmak mi peki
ihtiyacimiz olan?
Yoksa onu aramanin
verdigi bu tarif edilemeyen garip zevk mi?
16 Mayıs 2012 Çarşamba
Büyümek.
Bugüne kadar
hayatin bana ne ögrettigini sorarlarsa, söyleyebilecegim tek sey “Bir sey
yapacaksan, sonrasini düsünmeden yap. Eger bir sey senin mutlu olmani
saglayacaksa, kendine engel olma, hicbir firsati kacirma.” olur.
Cünkü pismanliklar, yapilan seyler icin degil,
yapilmayip “keske…” denilen seyler icin vardir. Belki de bunu anlamam icin, diger insanlarin da tabiriyle
‘büyümem’ gerekiyordu. Ne kadar büyüyebildim, bilmiyorum. Fakat bunun
farkindayim artik.
Hayat bazi
seyleri erteleyecek kadar cok zaman vermiyor bize. Sundugu firsatlari
kacirinca da, affetmiyor.
Oturup saatlerce hayal kurmakla olmuyor. Hayat bize gelecege
dair hayal kurmayi degil, planlar yapmayi ögretiyor. “Birkac yil sonra orada
olmak istiyorum.” degil “Birkac yil sonra orada olacagim.” demeyi ögretiyor.
Bunlari yapabilmemiz icin büyümemiz gerekiyor.
Büyürken canimiz aciyor. Ama bunlar normal.
Büyümeye dair yasanan her sey sancili gecer.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)