6 Temmuz 2012 Cuma

Onlar.


Disarda bir sürü insan var aci ceken. Umursamiyoruz, bilmiyoruz, görmüyoruz. Karsimiza ciktiklarinda gözlerimizi kapatiyoruz, kendi dünyamiza geri dönüyoruz. En kötüsü bizimki, en agir, en dayanilmaz aciyi bize vermis tanri. Onlarinki de ne ki? Yürüyoruz uzun uzun. Etrafimiza bir sürü insan. Bir sürü. Saymayi hic denedik mi? Dünyanin kendi etrafimizda dönmediginin farkinda miyiz? Tabii ki de öyleyiz, tabii ki biliyoruz. Ne kadar önemsiyoruz?

Acilarin büyügü-kücügü olur muymus ki? Digerlerinin de nefesi kesiliyor, belki onlarin da beyni uyusuyor, gözleri doluyor, gözyaslari akmasin diye ugrasirken burunlarinda bir basinc olusuyor, canlari aciyor. Belki hepimiz ayni sekilde aci cekiyoruz, kim bilir? Bu durumda gereksiz degil mi acilarimizi kiyaslamak?

Hayir, tabii ki gereksiz degil.

En büyük bizim acimiz. En cok biz agliyoruz. En gücsüz biziz, dayanamiyoruz. Yapamiyoruz, acimizi saklayamiyoruz. Onlar basariyor ama bunu. Yüzleri gülüyor, acilarindan bahsetmiyorlar. Neden bahsetsinler ki? Ne gerek var? Bizim derdimiz bize yetiyorken, neden gelip kendi acilarindan bahsetsinler bize, degil mi? Ama onlar dinlemek zorunda, onlar bizi her zaman dinlemek zorunda. Cünkü bazi insanlar bu dünyaya digerlerini dinlemek icin gönderilir. Onlar dinlesin ki, bizim acimiz hafiflesin. Onlar dinlesin ki, biz rahatlayalim.

Onlar…

Onlari kim dinleyecek? 

2 Haziran 2012 Cumartesi

Huzur.


Günes isiginin vurdugu her yer teker teker karariyor. Gercek mi bu yoksa sadece bir rüya mi? Bana göre mi, sana, ona mi?

Soru isaretleri. Hayatimin her gecen saniyesi beynimi kemiren o soru isaretleri. Onlarin icinde bogulmak, bilir misiniz nedir? Cirpindikca daha fazla batmak, battikca daha fazla cirpinmak. Aptalca belki, ama tek care.

Belki de en dibe batmaktir yillardir arayip da bulamadigimiz o huzur. Huzur. Neydi ki o? Hayal meyal hatirliyorum. Cocukluk. Masumiyet. Bilmemezlik, duymamazlik, görmemezlik. Saklanmak. Hayatinin en kötü günlerini onlardan saklanarak gecirmek.

Bu muydu huzur?

Neden olmasin?

Huzur. Bazen bir anida, bazen bir sarkinin tek bir kelimesinde, bazen ise ölümsüzlestirdigimiz bir karede hissettigimiz o acayip sey.

Onu bulmak mi peki ihtiyacimiz olan?

Yoksa onu aramanin verdigi bu tarif edilemeyen garip zevk mi?

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Büyümek.


Bugüne kadar hayatin bana ne ögrettigini sorarlarsa, söyleyebilecegim tek sey “Bir sey yapacaksan, sonrasini düsünmeden yap. Eger bir sey senin mutlu olmani saglayacaksa, kendine engel olma, hicbir firsati kacirma.” olur.

Cünkü pismanliklar, yapilan seyler icin degil, yapilmayip “keske…” denilen seyler icin vardir. Belki de bunu anlamam icin, diger insanlarin da tabiriyle ‘büyümem’ gerekiyordu. Ne kadar büyüyebildim, bilmiyorum. Fakat bunun farkindayim artik.

Hayat bazi seyleri erteleyecek kadar cok zaman vermiyor bize. Sundugu firsatlari kacirinca da, affetmiyor.

Oturup saatlerce hayal kurmakla olmuyor. Hayat bize gelecege dair hayal kurmayi degil, planlar yapmayi ögretiyor. “Birkac yil sonra orada olmak istiyorum.” degil “Birkac yil sonra orada olacagim.” demeyi ögretiyor.

Bunlari yapabilmemiz icin büyümemiz gerekiyor.

Büyürken canimiz aciyor. Ama bunlar normal.

Büyümeye dair yasanan her sey sancili gecer.